Kazananlar, kendilerinden sonra gelen nesiller yetiştirilirken;
Kendilerinin bakış açısını, kendilerinin tarihini, mantığını, hayalleri ile yetiştirirler. Bu yaptıklarının
sorgusuz sualsiz kabullenilmesi için tek çareleridir.
Ayrık sesler oracıkta susturulmalıdır. Eskiye dair ne varsa miras yedi bir evlat gibi hunharca harcanır
yok edilmelidir.
Yetişen yeni nesillerin; Zihinleri devrimin tamamlanması için aynı kalıptan çıkmışçasına tek olmalıdır.
Artık derin bir nefes alınır cünkü uzun yıllar çatlak sesler çıkmaz.
Lakin ilahi adalet kaçınılmazdır. Onlarca yıl geçse bile hakikat elbet bir an gelir gün yüzüne çıkar.
Bir süre sonra bazı zihinler çıkar farklı düşünmeye başlarlar.
Dünya tarihini okuyup anlama ya çalıştığında ise işler değişmeye başlar.
Güç dengelerini, enerji savaşlarını, sanayi ve tarımın zaman içindeki hareketlerini incelediğinde artık
çok geçtir.
Refahın ve zenginliğin izlediği yolu anladıklarında ise her şey değişir.
Yakın tarihimize söyle bir bakıp Anadolu coğrafyasında doğan medeniyetleri incelemekle başladığımızda;
Selçuklu veziri Nizam-ı Mülk’le Anadolu ve İslam coğrafyasında başlatılan dirlik ve düzen
Çalışmaları Osmanlı'nın devam ettirdiği medeniyet mimarlığı yüzlerce yıl kan emici Avrupa’nın ve
arkasında ki güçlerin en büyük düşmanı olduğunu görüyoruz.
Avrupa medeniyetlerininin kan emicilik sömürü düzeni üzerine inşa eden zihniyetler için yok edilmesi gereken bir engeldi Türk İslam medeniyeti.
Avrupa için; Kendi refahları zenginlikleri geri kalan binlerce
İnsanın emeğinin insan hayatının hiçe sayılması esasına dayalı dünya modeli galip çıkmalıydı.
Tevekkülle yoğrulmuş bir İslam anlayışı bu dünyada var olmamalıydı.
Var olduğu sürece kan emici sömürü düzenin yaşam şansı bulamazdı çünkü.
Türk İslam medeniyeti var olmaya devam etse idi;
Yüzyılın başlarında Avrupa kentlerinin inşaaşı için Afrika’dan aç ve susuz gün ışığı görmeden
Ölümüne çalıştırarak inşa ettikleri sömürü medeniyetleri olmazdı.
Amerika’da devasa çiftlerde köle olarak çalıştırdıkları işçileri olmazdı.
Fabrikalarında kullandıkları petrolü olamazdı.
Petrol olmasaydı sanayileri çalışmak için enerjiyi bulmazdı.
Amerika ve Afrika kıtasının madenlerinde köle statüsünü bile çok görüp
ölümüne çalıştırdıkları işçileri olmasa idi nasıl çıkartıp Avrupa’ya taşırlardı 'O muhteşem zenginlikleri'
asla var olmazdı.
Bugün gıpta ile bakılan Avrupa ve Amerika her bir kaldırımında her bir taşında
On binlerce zencinin milyonlarca Müslüman’ın kanı ve göz yaşı vardır.
Gururla övündükleri o modern kentleri inşa edenler; Gemilere sıkış sıkış doldurularak Avrupa’ya ve
Amerika’ya ulaşamadan havasızlıktan susuzluktan ölen insanlardı.
Kimileri bedenleriyle canlarıyla kimileri de ürettikleri iş gücüyle zorunlu olarak hizmet ettiler .
Bugün aklıselim bir ruh ve akıl çerçevesinde Amerika kıtasına, Uzak Doğuya, Afrika’ya, Orta Doğuya
Balkanlara ve Anadolu’ya baktığınızda tarihlerini azıcık okuduğunuzda bu kan emici zihniyetin ne denli
korkunç olduğu gerçeğinden kaçamazsınız.
Haritaları kimin şekillendirdiğini anlamamak için aklı selim mantık cercevesinde bakıldığında anlamamak mümkün değildir.