FRANSA EYALETİNE KARŞI SUÇ İŞLİYORUM
“ERMENİ SOYKIRIMI YOKTUR Tahir ORHAN tahirorhan@hotmail.com6 Şubat 2012 Pazartesi 16:01
Nicolas Sarkozy denilen sefil, seçimlerde yeniden kendisini seçtirebilmek için yaklaşık 550 bin Ermeni’nin oyu alabilmek uğruna 450 bin Türk’ü yok saydı. Bunun nedeni, Ermenilerin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi, buna karşılık Türklerin ise dağınık, bölük pörçük durmasıdır; inanın. Bu Ermeni belasını yani 1915’teki sözde soykırım zırvasını, Amerika’da yaşayan ve fakat Erzurum’da doğmuş bir herif-i na-şerif başımıza sardı. Mıgırdıç Yanıkyan adlı bu sefil, 1973 yılının Ocak ayında ABD California’daki Başkonsolosumuz Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir’i, çaldığı bir tabloyu vermek üzere çağırdığı otel odasında silahla vurup şehit etmişti. Sonra da pişkin bir şekilde polis çağırıp “iki şeytanın canını aldım” dedi. Yakalandı, yargılandı ve ömür boyu hapse mahkum oldu. Mıgırdıç Yanıkyan, bu olaydan pişmanlık duymadığını, bu olayla Ermeni meselesini bütün dünyaya duyurduğunu söyledi. Mıgırdıç efendi şimdi geberip gitmiştir ama büyük bir hainlik bırakmıştır yeryüzüne… Gelelim bugüne… Sarkozy sefili, atalarını Türklerin kurtardığını unutarak, “Soykırımı Yoktur” diyene Deli Dumrul misali ceza kesmek üzere bir yasayı meclisten geçirdi. Ben “Soykırım Yoktur” diyerek, Fransa’ya karşı suç işledim. Bu sözlerimi Fransa sınırları içinde söylediğim anda, bana 45 bin Avro para cezası verecekler, üstüne üstlük bir de hapse atacaklar. Şimdi size ilk defa bir şey açıklayacağım. Bu utanç yasasının Fransız meclisinden geçtiği tarih, 24 Ocak 2012. Kanuni’nin Françe Eyaletinin Kralı dediği François’nın annesinin yazdığı yardım mektubuna verdiği cevabın tarihi de 24 Ocak 1526. Tam 486 yıl sonra… Eh! iyi beklemişler canım. FRANÇOİS’NIN KIÇINI KANUNİ KURTARMIŞTI Evet Sarkozy sefili, senin büyük büyük dedenin kıçını, cihan padişahı Kanuni kurtarmıştı. Nasıl mı? Buyurun... Aşağıya aldığım mektup, 24 Ocak 1526’da, yazılan mektubun bugünkü yazıya çevrilmiş halidir. Ben mektubu, geçen ay gittiğim İstanbul’da Başbakanlık Arşivinden aldım. Zaten aslının tıpkıbasımını da görüyorsunuz. İşte o belge: Alman İmparatoru Şarlken’le, 24 Şubat 1525’de yaptığı Pavye Savaşı'nda yenilerek esir düşen Fransa Kralı Fransçois ve annesi Düşes Dangolen, büyükelçi Kont Jan de Franjipan ile Kanuni’ye birer mektup gönderirler.
Kraliçenin mektubu şöyledir :
“Şimdiye kadar oğlumun kurtuluşunu Şarlken’in insafına bırakmıştım. Fakat Şarlken oğluma hakaretler etmektedir. Dünyaya geçen hükmünüz, cihanın bildiği azamet ve şanınızla oğlumun kurtulmasını temin etmenizi zat-ı şahanenizden niyaz ediyorum.”
Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman Kraliçe ve esir François’ya birer mektup gönderir. Mektup şöyle: Hazret-i izzet-cellet kudretuhu ve allet kelimetuhû'nun inâyeti ve mühr-i sipihr-i nübüvvet ahter-i burc-ı fütüvvet-pîşvâ-yı zümre-i enbiyâ muktedâ-yı fırka-i asfiyâ Muhammed Mustafa'nın -sallâ Allahu aleyhi ve sellem- mu‘cizât-ı kesîretü’l-berekâtı ve dört yârinin ki Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali'dir -rıdvâne Allahu aleyhim ecma‘în- onların ervâh-ı mukaddesesi mürâfakati ile…
Tuğra (Okunuşu: Süleyman Şah bin Selim Şah Han el-muzaffer dâima) "Ben ki Sultan-i salâtin-i zaman burhân-i havakın-i avân tâc-bahs-i husrevân-i cihan zillullâhi'l-meliki'l-mennân. Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Şam ve Halep ve Karaman ve Rûm'un ve vilâyeti-i Dulkadriye'nin ve Diyârbekir'in ve Azerbaycan ve Van'ın ve Budun ve Tamisvar vilâyetlerinin ve Mısır'ın ve Mekke'nin ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve Halilü'r-Rahmânin külliyen diyâr-i Arab’ın ve Yemen'in ve Bağdad ve Basra ve Cezayir vilâyetlerinin ve dahi nice memleketlerin ki âbâ-i kiram ve ecdâd-i izamim -enârallâhü berâhinehüm- kuvvet-i kahire ile fetheyledikleri ve cenabı-i celalet-meâbim dahi tig-i âtes-bâr simsîr-i zafernigârim ile fetheyledigim nice diyarın sultani ve pâdişâhı hazret-i Sultan Bâyezıd oğlu Sultan Selim Hân oğlu Sultan Süleyman Şah Hân'ım. Sen ki Françe vilâyetinin kralı Françesko'sun, dergâh-ı selâtîn-penâhıma yarar adamın Frankiyan ile mektûb gönderüb ve ba‘zı ağız haberi dahi ısmarlayub memleketlere düşman müstevlî olub el-ân hapisde idüğünüz i‘lâm edüb halâsınız husûsunda bu cânibden inâyet ve medet istid‘â eylemişsiz, her ne ki demiş isenüz benim pâye-i serîr-i âlem-masîrime arz olunub alâ-sebîli’t-tafsîl ilm-i şerîfim muhît olub tamâm ma‘lûm oldu, imdi pâdişâhlara sınmak ve habs olunmak aceb değildir, gönlünüzü hoş tutub âzürde-hâtır olmayasız, eyle olsa bizim âbâ-i kirâm ve ecdâd-ı izâmımız –nevvere Allahu merkadehüm- dâ’imâ def‘-i düşman ve feth-i memâlik için seferden hâlî olmayub biz dahi onların tarîkine sâlik olub her zamânda memleketler ve sa‘b ü hasîn kal‘alar feth eyleyüb gece ve gündüz atımız eyerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmış ve Hakk Subhânehu ve Te‘âlâ hayırlar müyesser eyleyüb meşiyyet ve irâdeti neye müte‘allik olmuş ise vücûda gele, bâkî ahvâl ve ahbâr ise mezkûr adamınızdan istintâk olunub ma‘lûmunuz ola, şöyle bilesiz, tahrîren fî evâ’il-i şehr-i Âhirü’r-Rebi‘ayn li-sene isneyn ve selâsîn ve tis‘a mi’e. [1-10 Rebiülahir 932 / 15-24 Ocak 1526] Be-makâm-ı Dârü’s-Saltanati’l-Aliyyeti’l-Kostantiniyyeti’l-Mahmiyyeti’l-mahrûse" Bugünkü dille şunu demek istiyor:
“Ben ki, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan’ın ve Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân oğlu, Sultan Selim Han oğlu, Sultan Süleyman Han’ım. Sen ki, Françe vilayetinin kralı Françesko’sun. Sultanların sığınma yeri olan kapıma, adamın Frankiyan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istemişsiniz. Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla öğrendim. Padişahların bozguna uğraması ve hapsedilmesi acayip değildir. Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır. Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece, gündüz atımız eyerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun. Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz.’”
Kanuni, bu olaydan sonra Mohaç Seferine çıktı ve zaferle döndü. Mohaç Savaşı sonucunda dersini alan ve Viyana kuşatması ile de iyice gözü korkutulan Alman İmparatoru Şarlken, François’yı serbest bırakmak zorunda kalmıştır. Şimdi ne yapmalıyız? Bu Fransızların, daha doğrusu külliyen tek dişi kalmış Batı canavarının dini, imanı paradır. Onları böyle vurmalıyız. Bu dakikadan itibaren hiçbir Fransız malını satın almamalı. Buna Fransız marka arabalar dahil. Bırakın pis kokalım ama Fransız parfümü almayalım. Ne bileyim, uçağına binmeyelim, kahrolası memleketlerine gitmeyelim. Bir Fransız kızına aşık olmayalım, kızlarımız bir kirli Fransız erkeğine vurulmasın. Anlayın işte… Fakat bütün bunları yaparken beşeriyetten de çıkmayalım. Kafamı iyice toparladıktan sonra daha neler yapabileceklerimizi de söyleyeceğim. Muhabbetle efendim! Kaynak: WardomBu köşe yazısı toplam 2498 defa okunmuşturKöşe Yazısı Yorumları Yorum EkleBu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun.